Onur da ben de mümkünse her yıl, her fırsatta gitmek istiyoruz. Dünyanın neresinden olursa olsun, kaç yaşında olursa olsun gören herkesi, her defasında büyüleyen bir coğrafya bizim ülkemizde, saatler içinde ulaşabiliyoruz, her yıl gitmişiz çok mu?

Kapadokya, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel

Yıllar önce ilk kez Erciyes’teki kayak tatilimizden arabayla dönerken ailecek uğramıştık Kapadokya’ya, her yer karlar altında, bembeyazdı. Bir de en cafcaflı zamanı iş için gitmiştim, Kayseri’den uçakla. 2003’de Asmalı Konak’ın filmi çekiliyordu, Haziran ayında çöl gibi kavruluyordu Kapadokya. 2013 Eylül’de Onur’la Tuz Gölü üzerinden arabayla gittik, 2014 Nisan’da ise Nevşehir’den uçakla gittik. Farkında olmadan 4 farklı mevsim, 2 farklı havalimanı, 2 farklı yoldan gidip gelmişim Kapadokya’ya. Yani siz Kapadokya’yı bana sorun, ben anlatayım… Ama cevap değişmez, Kapadokya bir rüya. Hangi yoldan gidersen git, gördüğün anda nefesini kesiyor. Bu dünyadan değil de Mars’tan gibi. Bir acayip işte, görenler bilir sadece.

Kapadokya, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel

Erciyes’ten dönerken gittiğimizde sadece Ürgüp’e girmiş, birkaç yer gezmiştik, o sayılmaz. İkinci gidişimde, büyük bir grubun içindeydim, turist gibi ağırlanmıştık. Yer altındaki dansözlü mekânlarda tuzlu alevli yemek de yedik, çömlek de yaptık, halı, değerli taş mağazası da gezdik. O yıllar öyleydi, sadece sokak, müze gezmekle kültür turizmi yapılmıyordu, illa bir şey al diye mağazaya götürülüyordun, ya da müsamere gibi kıyafetler giyinmiş birileri gösteri sunuyordu, şikâyet de etmiyorduk. Turistler hala böyle şeylere maruz kalıyor mu bilmiyorum. Biz Eylül 2013 ve Nisan 2014’deki ziyaretlerimizde bu aktivitelerin hiçbirine kendimizi dahil etmedik.

Eylül’de Tuz Gölü üzerinden arabayla gittiğimizde Göreme’de, Nisan’da Nevşehir üzerinden uçakla gittiğimizde ise Ürgüp’te kaldık. Her iki gidişimizde 2 gece 3 gün kaldık, gün doğarken hep uyanık, güneş batarken izlemekteydik, bir an boş kalmadık. Güya her ikisinde de Kapadokya’yı didik didik gezdik… İnanması güç ama 2 seyahatte de ortak gördüğümüz sadece Göreme Açık Hava Müzesi ve Paşabağ Vadisi oldu, bunun dışında hiçbir yeri ikinci kez göremedik. Evet, ciddiyim, 7 ay içince 2 kez Kapadokya’ya gittik ve tamamen başka şeyler görüp başka bir tecrübe yaşayıp geri döndük. Son seyahate kadar bunu biz de bilmiyorduk ama Kapadokya’ya 1 defa gidip, gittim saymayın, en iyi ihtimalle yarısını görmüşsünüzdür. Her an tercih yapmanız gerekiyor, Zelve mi Paşabağ Vadisi mi, Ortahisar’a mı Uçhisar mı, Kaymaklı mı Derinkuyu mu, Ihlara mı Açıksaray mı, Mustafapaşa mı Avanos mu, Ürgüp mü Göreme mi? Bu liste uzar gider…

Genelde bizim gibi yerli turistler Kapadokya’ya 1 hafta değil de 2-3- gün ayırdığı için sürekli seçim yapmak, yarısını görmek ya da hiçbirini tam sindirmeden hızlı hızlı gezmek zorunda kalıyorlar. Geçen hafta gitmeseydik, Eylül’deki Kapadokya seyahatimizden sonra bir yazı hazırlasaydık, muhtemelen bambaşka şeyler öneriyor olurduk, Kapadokya’nın sadece 1 yüzünü görmüş olurduk. Şimdi ise hepsini görmüş olarak aralarından iyileri ve daha etkileyici olanları önerebilir durumdayız. Daha önce bloglardan, kitaplardan ve müzelerdeki broşürlerden bir sürü bir şey okuyup öğrenmiştik. Bu defa kendi şahsına münhasır, baya iyi bir rehberler dolaştık, fena ezber bozdu, Kapadokya tarihini baştan yazdı, takla attırdı adeta. Daha önce okuyup inandıklarımızdan utandık zaman zaman. Böylece Kapadokya’nın birbirinden ayrı iki yüzünü görmüş ve her ikisini de çok sevmiş olarak zevkle Kapadokya’dan bahsedebilir, ileride kendimize de rehber olması için aklımızdakileri burada sıralayabiliriz.

İstanbul’dan Kapadokya’ya Ulaşım

Otomobil mi? Uçak mı? Hangi yoldan? Hangi havalimanı?

Bizim gibi iyi müzik olsun arabayla dünyayı turlarım diyenlerdenseniz, zamanınız da varsa kesin arabayla gidin. İstanbul’dan gidenler için önerimiz Ankara’ya otobandan gidip, sonra güneyden Tuz Gölü yolunu izlemeleri. Diğer yol gerçekten çok sıkıcı, üstelik Tuz Gölü gibi neredeyse Kapadokya kadar olağanüstü bir başka coğrafyayı görme imkânı varken neden pas geçesiniz ki. Tuz Gölü’nden sonra Aksaray yolunu takip edince Ihlara Vadisi’nden dramatik bir giriş yapıyor oluyorsunuz Kapadokya’ya. Bu fiyakalı Kapadokya girişi beklentileri de yukarı taşıyor, motive ediyor insanı. İstanbul’dan Ürgüp yaklaşık 770km, molalarla 9 saatlik bir yol var, Tuz Gölü üzerinden giderseniz de km değişmiyor. Ama hem Tuz Gölü hem de Ihlara Vadisi’nde duracağınız için Ürgüp’e varmanız 4 saat ertelenecek ve bu 4 saat gördükleriniz İç Anadolu’yu çok daha iyi anlamanıza, daha çok sevmenize sebep olacak. Yol kısa sürsün uçakla gideyim derseniz Kayseri’ye değil Nevşehir’e gidin, Nevşehir Havalimanı tertemiz, küçük ve sakin, üstelik Kapadokya’nın ortasında, vakit kaybı sıfır. Ama uçakla giderseniz araba kiralamayı ihmal etmeyin. Arabanız olmazsa gerçekten hiçbir şey göremezseniz.

Kapadokya’da Konaklama

Ürgüp mü, Göreme mi? Küçük ve şirin mi? Lüks ve konforlu mu?

Ürgüp Kapadokya bölgesinin en gelişmiş, en modern ilçesi. İnsana bir şekilde birazdan deniz görecekmiş gibi, Güney’deymişsin hissi veriyor. Gece hayatı sadece Ürgüp’te var, nöbetçi eczane de son dakika alışverişine çözüm de Ürgüp’te bulunuyor. Çevre illerden de haftasonu herkes Ürgüp’e geliyor. Ama Kapadokya’ya özgü ve zaman geçirmek isteyeceğimiz bir yer mi Ürgüp, kesinlikle hayır. Keza Nevşehir’de öyle, Kapadokya coğrafyasını görünce insan öyle havaya giriyor ki, Nevşehir’de de betonlar insanın üstüne üstüne geliyor. Ama Göreme bambaşka, peri bacaları ve ahşap kapılı beton evler iç içe geçmiş, sessiz ve sakin.

Biz Eylül 2013’te Göreme’de Taşkonak Hotel’de kaldık. Kahvaltı dahil 2 kişi 2 gece 236TL ödemişiz, pansiyon fiyatına harika bir lokasyon, nefis bir kahvaltı, sabah 5’te yatakta yattığın yerden balonları izleyebilme keyfi gerçek dışı. Biz rezervasyon yaparken daha konforlu olan Junior Suit doluydu, fiyatı aynı dönemde 430TL civarıydı. Booking.com ‘dan kendi tarihlerinize göre yer durumuna ve fiyatlara bakabilirsiniz. Eylül’de gittiğimizde de tavsiye etmiştim, otelin sahibi, her an işinin başında olan güler yüzlü Angela’nın pancakeleri enfes ötesi. Pancake müptelası Onur da kahvaltıda 4 parçasını hüplemişti. Sırf o pancake için bile Taşkonak’ta kalınır, o kadar iyi.

Taşkonak Hotel'de Angela'nın Pancakeleri
Taşkonak Hotel’de Angela’nın Pancakeleri

Nisan 2014’te ise Ürgüp’e yukarıdan bakan Kayakapı Premium Caves Cappadocia’da kaldık, buraya otel demek haksızlık olur. Kayakapı bir kültür, doğal çevre koruma ve canlandırma projesi. 17. yy’dan kalan tarihi yerleşim bölgelerinden biri olan Kayakapı Mahallesi, 1985’te UNESCO’nun dünya mirasları listesine aldığı alanın sınırları içinde. Bu sebeple projede atılan her adımın, çakılacak her bir çivinin yeri önceden belli. Kayakapı Mahallesi bölge halkı için Aziz Yohannes’in mahallesi olarak tanınıyor. Mahalle aynı zamanda kilise, hamam, cami ve peribacaları da içeriyor. Mahalleye ait Kayakapı gazetesi bile var. Proje etap etap sırayla yapılıyor. Otel kısmı geçen seneden beri açıkmış. Restorasyon çalışmaları açılan alanı rahatsız etmeyecek şekilde devam ediyor. Tamamlandığında Kayakapı Mahallesi dışarından ziyaretçi kabul ediyor olacak, bu tarihi mahallede herkes gezebilecek. Tarih konularına Onur daha meraklı, Kapadokya’daki kiliseler ve tarihi hakkında o ayrıca yazı yazacaktır eminim. Ben Kayakapı’nın konforundan bahsetmek istiyorum. Son yıllarda Airbnb vb. ev kiralama sistemlerine, ödeme zorluğu, depozit zorunluluğu, rezervasyonun güvenilir olmayışı, her an iptal ettim, vazgeçtim mesajı alma riski ve her gün temizlik olmamasına rağmen neden dadandık, bir düşünelim? Çünkü ev konforu tüm eksiklerine rağmen otel konforundan üstündür. Şimdi evin artılarını, otelin artıları ile birleştirin, ikisinde de aklınıza gelen tüm negatif özellikleri silin. Üzerine evinizde hiç sahip olmadığınız etnik dekorasyon detaylarını, bölge coğrafyasından özel antika eşyaları, el yapımı ahşap mobilyaları ekleyin. Uçuk di mi? Kayakapı’da birlikte kaldığımız arkadaşlarımızın hepsiyle hemfikiriz, bugüne kadar onlarca lüks sınıfında olan otelde kaldık, hiçbirimiz daha önce senin çeşmen, benim misafir ağırlama köşküm, onun hamamı şeklinde kendimizden geçmedik. Odaların her birinin adı eski muhtar kayıtlarından bulunmuş, aslına uygun isimlendirilmiş, Kunduracı Fehmi Evi, Boyacı Muhsin Evi… Anahtarınızla böyle bir evin bahçe kapısını açıyorsunuz, eve girene kadar komşunuzla terasta muhabbet ediyorsunuz, şömineyi yaksak mı, dur ben hamamı açayım falan, böyle bir ev hayatı. Hem tarihi kaya evin içindesiniz, duvarda kaftan asılı, bir taraftan yerden ısıtma, espresso makinesi. Merak edenler sitesinden, her bir odayı tıklasın , tek tek incelesin. Kayıtsız kalmak, burada kısa da olsa bir tatil hayal etmemek imkânsız. Tarihe ve oda tipine göre 2 kişilik günlük oda fiyatları 300TL ile 3000TL arasında değişiyor. Seçim yapmadan önce oda özelliklerine bakarsanız seçimler biraz tehlikeli olabilir, 100 daha vereyim terasım olsun, 300 daha vereyim hamamım olsun derken liste uzar gider. Tavsiyemiz bütçenize göre mümkün olan en iyi odada kalın, gerekirse sezon sonu veya daha az kalın, özel bir günü, bir kutlamayı bahane edin buraya gitmek için ama mutlaka böyle bir evde yaşamanın güzelliğini tecrübe edin. Kapadokya zaten büyüleyici , bir de üzerine böyle bir ev eklenince, Inception filmindeki gibi insan rüya içinde rüya gördüğünü zannediyor.

Tavsiye ettiğiniz başka oteller varsa yorumlarınızı bekleriz.

Kapadokya, Kayakapı, Nisan 2014, fotoğraflar Oylum Yüksel
Kayakapı Premium Caves’den Ürgüp, Nisan 2014, fotoğraflar Oylum Yüksel
Kapadokya, Kayakapı, Nisan 2014, fotoğraflar Onur Yüksel
Kapadokya, Kayakapı Premium Caves, Nisan 2014, fotoğraflar Onur Yüksel
Kapadokya, Kayakapı, Nisan 2014, fotoğraflar Oylum Yüksel
Kapadokya, Kayakapı Premium Caves, Nisan 2014, fotoğraflar Oylum Yüksel
Kapadokya, Kayakapı, Nisan 2014, fotoğraflar Onur Yüksel ve Oylum Yüksel
Kapadokya, Kayakapı, Nisan 2014, fotoğraflar Onur ve Oylum Yüksel Instagram Hesaplarından

Kapadokya’da Görülecek Yerler

İstediğim gibi bir harita bulamadım, fikir vermesi için Google Maps haritası üzerine önemli noktaları işaretledim. Umarım işe yarar. Bu son iki gidişimizde öyle çok fotoğraf biriktirdik ki, aklımıza düştükçe her birine detaylı bilgiler ve bol bol fotoğraf eşliğinde seyahat bölümünde tek tek yer vereceğiz. Şimdilik bu genel Kapadokya dosyasında kısa kısa fikir vermesi için çevrede görülmesini tavsiye ettiğimiz, etkileyici ve benzersiz olan her şeyi tek tek sıralayalım. Öncelikle şunu bilmeli, Kapadokya denince akılda canlanan imgelerin neredeyse tamamı Avanos-Nevşehir-Ürgüp üçgeni arasında sıralı. Kalp ile işaretlediklerimiz ise bu üçgen dışında kalan, bizde iz bırakan yerler. Kapadokya’da gezerken Doğu’da Erciyes, Güney’de se Hasan Dağı’nı gözünüz arasın, aralarda her ikisi de başı dumanlı, dramatik güzel pozlar veriyorlar.

Kapadokya Haritası
Kapadokya Haritası

1- Avanos

Kızılırmak’ı görmek, Sallanan Köprü’de yürümek, gondolları izlemek çok keyifliydi.

Kapadokya, Avanos, Eylül 2013, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Avanos, Eylül 2013, fotoğraf Oylum Yüksel

2- Paşabağ Vadisi

Peribacalarının şekillenme sürecini kusursuz şekilde gözlemleyebileceğiniz küçük bir açık hava müzesi burası, yan yana oluşan, oluşmakta olan veya oluşamayan tüm peribacalarını görebiliyorsunuz. Giriş ücreti yok, ücretsiz otopark var, hediyelik eşya için güzel seçenek sunan birkaç tezgâh var.

Kapadokya, Paşabağ Vadisi, Eylül 2013 fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Paşabağ Vadisi, Eylül 2013 fotoğraf Onur Yüksel

3- Zelve Açık Hava Müzesi #bayaiyi

Paşabağ size yetmediyse doğru Zelve’ye. Burası büyük, içeride yürüyüş parkurları olan, tırmanmalı, oturup dinlenmeli efsane bir parkur. Giriş 10TL, Müzekart geçerli.

Kapadokya, Zelve, Eylül 2013 fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Zelve, Eylül 2013 fotoğraf Onur Yüksel

4- Göreme Açıkhava Müzesi

Kapadokya’ya her gidişte mutlaka ziyaret ettiğim, her defasında başka bir yönünden etkilendiğim yer burası. MS 4yy’a tarihlenen manastırlar, kiliseler ve farklı tekniklerde sürekli olarak gelişimini görebileceğiniz duvar resimleri büyüleyici. Eğer resimlere sadece bakmaz, görmek isterseniz, İncil’deki hikâyelerin alışılmışın dışında resmedildiğini farkedebilirsiniz. Göreme Açıkhava Müzesi’ne gittiğinizde görebileceğiniz Kızlar ve Erkekler Manastırı, Aziz Basil Kilisesi, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Kilisesi, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise ve hemen dışında Tokalı Kilise var. Bu tarihi manastır bölgesinde MS.4 yy’dan 13.yy’a kadar yaşandığı düşünüyor. Duvar resimlerinde başlangıçtaki ilkelliğin gittikçe geliştiği, güzelleştiği gözle görülebiliyor. 13. yy’dan sonra kimler kaldı, kimler ne kadar değişiklik yaptı bilinmiyor. Göreme 1985’ten beri UNESCO Dünya Miras Listesi’nde. Öncesinde bu kiliselerin ahır olarak kullanıldığı da olmuş, kasıtlı olarak resimlere zarar verildiği de. Kiliselerin hepsini tek tek gezmeye başlayınca biraz sürmenaj olabiliyorsunuz, biz son ziyaretimizde rehberimizin de tavsiyesiyle tersten başlayıp en iyi 2 tanesine önce girdik. Çarıklı Kilise ve Karanlık Kilise en etkileyicileriydi. Ben hepsine bir bakayım, neymiş derseniz Göreme Açıkhava Müzesi’nin 360 derece kamera bağlantıları Kültür Bakanlığı sitesinde var, her kilise için ayrı kamera kaydı var, isimlere tıklayıp hepsini tek tek gezebilirsiniz. Giriş 20TL, Müzekart geçerli.

Kapadokya, Göreme Açıkhava Müzesi, Eylül 2013 fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Göreme Açıkhava Müzesi, Eylül 2013 fotoğraf Oylum Yüksel

5- Karanlık Kilise #bayaiyi

Göreme Açıkhava Müzesi içinde ama ekstra ücret vermeniz gereken özel bir bölüm. Duvar resimlerindeki tekniğin mükemmelliğe ulaştığı, capcanlı renkler, onlarca hikaye anlatımı ile Karanlık Kilise baş döndürüyor, lütfen üşenmeyin, ekstra 10TL ödeyin ve burayı görün. Müzekart’ın geçmediği nadir mekanlardan. Ekstra ücret sebebiyle içeride az ve öz insan var.

Kapadokya, Karanlık Kilise, Eylül 2013 fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Karanlık Kilise, Eylül 2013 fotoğraf Onur Yüksel

6- Tokalı Kilise

Göreme Açıkhava Müzesi’nden çıkınca hemen sağda ayrı bir girişi var. Göreme giriş biletiniz burada geçerli, gösterip giriyorsunuz. İçeride resimlerin hepsi güzel ama sol sütunda kucağında bebek İsa’yı taşıyan Meryem Ana resmi bir başka güzel sanki.

 7- Üç Güzeller

Üç Güzeller’in üçüncüsü nerede? Sağda baba, solda anne ve hemen annenin önünde yavrusu, gördünüz mü? Ürgüp’e giderken sürekli önünden geçeceğiniz harika bir yapı. En güzeli de Üç Güzellerin arkasında yükselen Erciyes’i görmek.

Üç Güzeller, Nisan 2014 fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Üç Güzeller, Nisan 2014 fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Üç Güzeller,  Nisan 2014, fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Üç Güzeller, Nisan 2014, fotoğraf Onur Yüksel

8- Devrent Vadisi #bayaiyi

Ortahisar yolunda, özellikle Deve görünümlü peribacasıyla ünlü vadi, kısa bir yürüyüş için harika bir yer. Daha önce kalabalığı görünce park etmiş, devenin olduğu yerden biraz yukarı yürüyüp dönmüştük. Bu son gidişte rehberli araçta olduğumuz için, bizi 100 metre kadar önde bıraktılar, yoldan vadiye girdik, devenin olduğu kalabalık kısımdan çıktık, bu daha eğlenceli bir yoldu.

Kapadokya, Devrent Vadisi, Eylül 2013 fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Devrent Vadisi, Eylül 2013 fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Devrent Vadisi,  Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Devrent Vadisi, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel (Onur şu an aşağı baktığında deveyi görüyor)

9- Göreme Günbatımı Tepesi #bayaiyi

Gün batımını izlemek için enfes bir nokta. Göreme’den kıvrıla kıvrıla çıktığınız tepede Göreme’yi ve Uçhisarı’ı görmek gerçekten rüya gibi. Yanınızda bir battaniye ve belki piknik sepetiyle çıksanız yeridir, tam keyif yeri. Tepede minicik bir bakkal, yanından at sırtında geçen kovboy şapkalı bir adam. Bu günbatımı tepesini düşündüğümde zihnimde Dali’nin resimleri gibi acayip şeyler canlanıyor. Sonbaharda güneş daha kırmızı batıyor.

Kapadokya, Göreme Sunset Point, Nisan 2014, fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Göreme Sunset Point, Eylül 2013, fotoğraf Oylum Yüksel
Göreme Sunset Point, Eylül 2014, fotoğraf Onur Yüksel
Göreme Sunset Point, Eylül 2013, fotoğraf Onur Yüksel

10- Derinkuyu Yeraltı Şehri ve 11- Kaymaklı Yeraltı Şehri

Yeraltı şehirleri o yıllarda insanların canını, ailesini korumak için birlik olup neleri inşa edebileceğinin, doğayı ihtiyacına göre nasıl şekillendirebileceğinin müthiş bir örneği. Mühendislik açıdan da tam bir şaheser. Ancak sonradan yeraltı şehirlerinde giriş kapıları açıldığı, bazı bölümleri yıkıldığı için havalandırma sistemi bozulmuş. Derinkuyu’da hayatımda ilk kez normalde hiç yaşamadığım panik atak, klostrofobi ya da astım krizi benzeri, nefes alamayıp ölme haline burada yaklaştım. En büyük olarak geçtiği için herkes buraya hücum ediyor, arkanızdan ittirenlerle farkında olmayan metrelerce aşağı sürüklenip az ışıklı, az oksijenli alanda kalabiliyorsanız, gözüm karardığında sadece bağırışıp duran Japonları duyuyordum. Derinkuyu’da o kadar kötü oldum ve o kadar uzun sürede toparlandım ki, kendime bir şans daha verip bu gidişte Kaymaklı’ya girmek için Onur’u ikna etmem gerekti, Kaymaklı’yı görmesem aman gitmeyin görmeyiverin yeraltı şehrini derdim. Şimdi ise her ikisini de görmüş biri olarak kesinlikle Derinkuyu yerine Kaymaklı’ya gidin derim, daha ferah, ışıklandırması ve havalandırması daha iyi. Kapadokya’dan yeraltı şehri görülmeden dönülmemeli.

Kapadokya, Derinkuyu, Nisan 2014, fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Derinkuyu, Eylül 2013, fotoğraf Onur Yüksel

Biz bir önceki gidişte bloglardan, kitaplardan biri sürü bilgi okumuştuk bu yeraltı şehirleriyle ilgili. Yeraltı şehirlerinde yazanlar, odalara bölümlere verdikleri isimler de bunları destekliyordu ancak hepsinin yanlış bilgi olduğu ortaya çıktı, rehberimiz sayesinde gözümüz açıldı. Yeraltı şehirleri insanların sürekli yaşamak için değil, 50 yılda bir gelen düşman akınlarından saklanmak için bulduğu geçici bir çözüm. Yeraltı şehirleri birkaç gün saklanmak, hayatta kalmak için yapılan yerler. İçeride mutfak gibi, ahır gibi tabelalar var, ama hepsi yanlış. Yemek pişirip duman çıkarırsanız veya gürültücü atları yanınıza alırsanız yakalanırsınız di mi? Bu şehirler keşfedildikten sonra, başka toplumlarca yaz aylarında serin olduğu için ahır olarak kullanılmış veya ısısı elverişli diye şarap üretimi için kullanılmış ama yapılma amacı ve asıl kullanım amacı elbette bunlar değilmiş. Rehberimiz güzel bir şey söyledi; yeraltı mağaralarına saklanan insanların sağ kurtulma sebebi aslında yeraltı şehirlerinin başarısı değil, düşmanın, bu topraklarda yeterince zenginlik olmamasından dolayı, bölgeye yeterince ilgi göstermemesinden, yağmalama motivasyonu olmamasından kaynaklanıyor. Sonuçta sefere çıkan askerlerin en büyük motivasyonu daha fazla zenginlik. Bu bölgede yaşayan insanlar zengin değildi, bu sebeple hedef olmadılar hiçbir zaman. Böyle söylenince kulağa daha mantıklı geliyor sanki. Özkonak, Mazı ve Tatlarin ise diğer 3 yeraltı şehirleri, bu 3ünü gezenler varsa onlardan da yorum bekliyoruz.

 12- Mustafapaşa #bayaiyi

Eski adıyla Sinasos, Eylül’de sessiz sakin bir kasaba gibi görünmüştü gözümüze, meşhur kapılarını görmek için üşenmeyip uğramıştık. Nisan’da ise Güney’deki kasabalar gibi her yer turist dolu, cıvıl cıvıldı, çok şaşırdık. Rumların elinin değdiği her yer bu kadar güzel olmak zorunda mı? Etrafta biraz turlayıp, 1500 nüfuslu bu şirin kasaba sakinlerini pek rahatsız etmeden bir kahve molası için Gül Konakları’nın iç bahçesine uğramanızı tavsiye ederiz. Eğer yemek saati yakınsa Gül Konaklarını’nın Atina ve Selanik olmak üzere iki ayrı salonunda yemek de yiyebilirsiniz. Yemek salonlarının duvarlarındaki kartpostallar mübadele dönemi gelen gerçek mektuplar. Eğer arabanız olacaksa bu otelde kalmak da iyi bir seçenek olabilir, fiyatlar çok makul, dekorasyonu ve hizmet kalitesi çok iyi. Mustafapaşa’da vaktiniz olursa el yapımı bebeklerle tarihi mesleklerin tasvir edildiği Kapadokya Müzesi’ne uğramanızı tavsiye ederiz. Etnik koleksiyonunun yanı sıra, avlusu ve dekorasyonuyla oldukça etkileyici bir bina.

Kapadokya, Mustafapaşa, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Mustafapaşa, Nisan 2014, fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Mustafapaşa, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Mustafapaşa, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Mustafapaşa, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Mustafapaşa, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Mustafapaşa, Nisan 2014, fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Mustafapaşa, Nisan 2014, fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Gül Konakları, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Gül Konakları, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel

13- Ortahisar #bayaiyi

Ürgüp’e bağlı 3600 nüfuslu bu kasaba ne kadar da ilginçti. Kalesine çıktık ama sanıyorum kaleden şehre bakmaktan ziyade, aşağıdaki yolu takip edip kaleye aşağıdan bakmak çok daha zevkli. Biz gittiğimizde etrafta yapılanmakta olan yeni küçük oteller vardı, eminim bunlardan birinde kahve molası vermek çok keyifli olacaktır.

Kapadokya, Ortahisar, Eylül 2013, fotoğraf Oylum Yüksela
Kapadokya, Ortahisar, Eylül 2013, fotoğraf Oylum Yüksel

14- Uçhisar #bayaiyi

Uçhisar Kalesi Göreme’deki günbatımı noktasından öylesine heybetli görünüyordu ki, ertesi gün hiç vakit kaybetmeden kendimizi Uçhisar’da bulmuştuk. Uçhisar’ın nüfusu 3800, Nevşehir’e bağlı bir kasaba. Biraz yorucu ama üşenmez Uçhisar Kalesi’nin tepesine çıkarsanız Güvercinlik Vadisi’nden Göreme’ye müthiş bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. Göreme’den Uçhisar’ı öyle güzel görünüyordu ki, aynı şekilde Uçhisar’dan da Göreme’yi göreceğimi sandım, hâlbuki ne kadar da alçakta ve gizli kalıyormuş. Uçhisar tepesine çıktığımızda şaşkınlıkla etrafı seyrederken, biri adımı o koca kalenin tepesinde haykırmaya başladı. –Oylum Yüksel! –Oylum Yüksel! Daha benim demeden, bağıran kişinin elinde bir Müzekart gördüm. Meğer böyle bir ortamda tüm şehre ismini duyurmak için ne güzel bir taktikmiş üzerinde isim yazan bir kartını düşürmek :)

Kapadokya, Uçhisar, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Uçhisar’dan Göreme, Eylül 2013, fotoğraf Oylum Yüksel

Eylül 2013

Kapadokya, Uçhisar, Nisan 2014, fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Uçhisar Kalesi’ne tırmanırken, Eylül 2013, fotoğraf Onur Yüksel

15- Açık Saray #bayaiyi

Dışarıdan tıpkı Paşabağ gibi, Zelve gibi görünüyor ama aslında çok daha ilginç. Giriş kapısına daha uzak olan mağaradan başlayıp, giriş kapısına doğru ilerlerseniz yaklaştıkça mimari ve mühendisliğin arttığını göreceksiniz. Mağara evler yıllar geçtikçe katedrale dönüşmüş. İlk kez burada Gaudi’nin Sagrada Familia’yı yapmadan önce Kapadokya’yı gördüğüne inandım. Güya mağara ama içine girerseniz çok farklı, çok büyük bir şeyin parçası gibi hissediyorsunuz kendinizi. Gülşehir’de bulunan Açık Saray’a giriş ücretsiz.

Kapadokya, Açık Saray, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Açık Saray, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Açık Saray, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Açık Saray, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel

16- Mantar Kaya

Açık Saray’a girince mantar kaya oklarını takip ederek bulabilirsiniz. Biraz yürütüyor ve evet tarihi anlamda hiçbir özelliği yok ama bu da doğanın sanatı. Görmeseniz olur ama görmek beni çok mutlu etti.

Kapadokya, Mantar Kaya, Nisan 2014 fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Mantar Kaya, Nisan 2014 fotoğraf Oylum Yüksel

17- St.Jean Kilisesi #bayaiyi

İşte sürpriz diye buna denir. Dışarıdan kendini hiç belli etmeyen, diğer popüler kiliselerin yanında adı pek geçmeyen ama belki de en etkileyicisi. Üstelik içerideki resimler oldukça ilginç, öz eleştiri içeren, yanlış yaparsa din adamlarının da cezalandırılacağını gösteren cesur tasvirler var.

Kapadokya, St.Jean Kilisesi, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, St.Jean Kilisesi, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel

18- Ihlara Vadisi #bayaiyi

Aksaray sınırı içindeki Ihlara Vadisi, Kapadokya’nın güneybatı ucunda, içinden Melendiz nehri geçen bir masal diyarı. Sadece Ihlara’yı ve içindeki kiliseleri ayrıca anlatmak gerekir. Saklıkent ile Göreme’nin melezi gibi. Biz Eylül 2013’de Tuz Gölü üzerinden gelip, Kapadokya’ya Ihlara Vadisi’nden başlamıştık.

Kapadokya, Ihlara Vadisi, Nisan 2014, fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Ihlara Vadisi, Eylül 2013, fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Ihlara Vadisi, Nisan 2014, fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Ihlara Vadisi, Eylül 2013, fotoğraf Onur Yüksel

19- Ürgüp Müzesi

Ürgüp’ün içinde, parkın ortasında minicik bir müze, dünyanın en küçük ve en zengin müzesi olabilir. Gittiğimiz gün küçük bir video çekmiştik. Müzeye gitmeden çarşıda nefis bir kurufasulye yemiş, çıkışta da çay bahçesindeki ağaçların gölgesinde oturmuştuk.

Kapadokya, Ürgüp Müzesi, Eylül 2013 afotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Ürgüp Müzesi, Eylül 2013 fotoğraf Onur Yüksel

20- Nevşehir Müzesi

İki müzeden birine gidecekseniz Ürgüp’ü tavsiye ederiz, bizim gibi ne var ne yok illa kendi gözümle göreceğim diyenlerdenseniz sizi kimse tutamaz zaten. İç Anadolu Bölgesi’nden çıkan fosillerin koleksiyonu çok güzeldi. Küçük ve minimal bir müze. Nevşehir denince aklımda canlanan en güzel bina, bu müze.

 

O balona binmeli mi, binmemeli mi?

Veeee Kapadokya denince ilk akla gelen soruyu, o en önemli soruyu en sona bıraktım; o balona binmeli mi binmemeli mi?

Kapadokya, Nisan 2014, fotoğraf Kerimcan Akduman
Kapadokya, Nisan 2014, fotoğraf Kerimcan Akduman

Şu konuda bir anlaşalım, balona binin ya da binmeyin, balonlar Kapadokya seyahatinizin bir parçası olmak zorunda. Biz Eylül’deki gidişimizde Göreme’de kaldığımız için balonların arasında yaşıyor gibiydik. Kapadokya’daki balonlar Göreme kasabasının çeşitli yerlerlerinden havalanıyor, siz balonun içinde olmasanız da onlarla birlikte hop oturup hop kalkıyorsunuz. İlk gece hava sıcak olduğu için cam açık yatmıştık, keten perde camı kapatıyordu, dışarısı görünmüyordu. Sabah yataktayken dışarıdan gelen o Darth Vader benzeri “khuuuu khhuuu” sesini asla unutamam. Uyku sersemi o sesi tanımlamaya çalışan beynim, Kapadokya’da olduğun intikal ettiği an heyecanla perdeyi açma komutu verdi. Aman tanrım, o ne manzara. Daha yatakta farklı uzaklıkta en az 5 balonun yükselip alçalmasını görebiliyorduk. Hemen yataktan fırlayıp Taşkonak Otel’in terasına çıkmıştık, sabah 5-6 suları ama bütün teraslarda birbirine sarılmış, fotoğraf-video çeken çiftler. İnanın balonda olmak kadar, Göreme’de olmak da güzeldi. O yüzden söylüyorum, eğer balona binmeyecekseniz, mutlaka Göreme’de kalmalısınız. Eğer Göreme’de kalmıyorsanız mutlaka balona binmelisiniz.

Kapadokya, Nisan 2014, fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Nisan 2014, fotoğraf Onur Yüksel

Bizim ailede şöyle bir durum var; ben yüksekten korkuyorum, kabuslarımda yüksekten düşüyorum falan. Ama uçak gibi, helikopter gibi araçlara da müthiş bir güven duyuyorum, microlight’a bile binmişliğim var fotoğraf çekmek için. Ama gel gelelim yükseklik korkumdan dolayı balkondan aşağı bile bakamıyorum. Dolayısıyla balona güvenip binerim ama o sepetten aşağı nasıl bakarım bilmem. Onur da tam tersi, yükseklik korkusu sıfır ama o da makinelere, aletlere güvenmiyor. Kendi balkondan sarkıyor ama her uçak seyahatinde ömründen ömür gidiyor. Dolayısıyla bizim için ilk gidişte Göreme en iyi seçimdi.
Bu defa ise Ürgüp’te kaldığımızdan sabah balon sesleriyle uyanmak mümkün değildi, o balona binmeliydik. Kayakapı Premium Caves Cappadocia’nın kardeş şirketi olan Royal Balloon herkesin ilk tercihiydi zaten. Balona binmenin 120-170 euro arası değişen fiyatı var. Bu kadar heyecan verici bir maceraya katılıyorsanız en iyisine binin, en iyi şekilde deneyimleyin derim. Arkadaşlarımızın tavsiyesiyle, biraz da araştırınca bu işin en iyilerinden birinin Royal Balloon olduğun öğrendik. Balonlarının malzemesi bile farklıymış, tedirginlikle sorduğumuz her soruya müthiş tatmin edici cevaplar alınca oldu bu iş dedik, sabah 4’te kalktık. Olayı balona binip 1 saat havada kalıp sonra otele dönmek olarak düşünüyoruz ama aslında bu müthiş bir ritüel. Otelinizden hava henüz karanlıkken alınıyorsunuz, Royal Baloon’un balonlarına binecek herkesle birlikte kahvaltı etmek için buluşuyorsunuz. Ben kahvaltı konusunda pek iştahlı değilim ama iştahlı olanları fazlasıyla memnun eden açık büfe, sucuklu, ballı kaymaklı bir kahvaltısı var. Kahvaltı masanızla aynı numaradaki minibüse biniyorsunuz, hiç karışıklık, panik, koşturma yok. Herkes acayip cool. Her minibüs Göreme’nin çeşitli yerlerinde bekleyen balonlara dağılıyor. Balonun yanına geldiğimizde anlıyoruz, ne çok çalışan insan var. Şaka değil, baya uçak gibi, havalimanı yer hizmetleri gibi kendi çapında ciddi bir organizasyon. Balonun yanması, sepete merdivenle çıkıp yerleşme, bir tarafta yukarıdaki alevler, khuu khuu sesleri derken pilotla tanışıyorsunuz. Hoş geldiniz diyor gülümseyerek. Hoş bulduk diyoruz dişlerimizi sıkarak. Gülümseyerek ama pilot ciddiyetiyle bize iniş provası yaptırıyor; “el tutma yerleri var, hepiniz bu tarafa dönün, sırtınızı yaslayınca, deneme veee evet süper, inerken size söyleyeceğim, bu posizyonu alacağız, bunun dışında özgürsünüz” dedi. Sonrasını pek hatırlamıyorum, rüya gibi hayal meyal. Kalkarken video çekecektim, ağzım açık etrafa bakmayı tercih etmişim. Biz Bahar, Kerimcan, Onur ve ben bir bölmedeydik. Ortada herkesin serbest dolaştığı bir yer sanıyordum sepeti, hâlbuki hiç olur mu öyle şey, güvenlik ve kontrol sebebiyle yerin belli, koşamaz, hızlı yer değiştiremez, dengeyi bozamaz ve istesen de sepetten sarkamayacağın bir alandasın. Önce panik halde fotoğraf çekme heyecanı, sonra etrafı izleme ve nasıl geçtiğini anlamadığın 1 saat. Binmeden önce duyulan onca endişe, korku, asla yapamayacağını sandığın ve çok cesaret istediğini düşündüğün bu balona binme aktivitesinin, aslında aşırı güven verici olduğunu görmek, boşuna mı tantana yaptım hissi ile başbaşa kalmak afallatıcı. İnişte öğretileni yapacağız, önemli o kısım diye bir endişem vardı, sanki sürükleneceğiz de kendimi tutacağım öyle asılmışım iplere. Pilotumuz meğer inişin ustasıymış. Bizim sepeti taşıyacak olan römork aşağıya park etti, pilot da balonu tam olarak, milimetrik şekilde römorkun üstüne park etti, ya da kartal gibi kondu diyeyim, bu abartılı olay nasıl ifade edilirse artık. Son kısımda biraz atraksiyon beklerken o da olmayınca, aşırı güvenli bir aktiviteye dönüştü olay. Tam da aman zaten cesaret gerektirecek bir şey yokmuş diyerek balondan inerken şampanyalar patladı. Evet sabahın 6:30’da cesaretimizi, kutlanacak bir şey yaptığımızı hatırlatan harika bir şampanya. Ne büyük jest! Bir de günün hatırası madalyalar takıldı boynumuza. Balona bindiğimiz an çekilmiş fotoğrafları bastırmışlar, getirip teslim ettiler. Müthiş bir ritüel değil mi? Ödediğiniz ücrete bunların hepsi dahil. İşte şimdi balona binmenin ne büyük bir tecrübe olduğunu daha iyi anladım. Yerdeki ekip balonu toplarken biz de balona binen diğer kişiler ve pilotla sohbet halindeydik. Sabah sabah baya özgüven patlaması yaşadığımı söylemeliyim. 04:00’ten beri ayakta olup hem gün doğumunu hem de Kapadokya’nın müthiş manzarasını doya doya izlemiş olmanın verdiği yaşama sevinci… Bilemiyorum nasıl söylesem, Kapadokya’yı istediğiniz kadar gezin, sabah 5’te ya Göreme’ye gidip kalkan balonları izleyecek ya da kendinizi o balonlardan birine bindireceksiniz, yoksa o Kapadokya seyahati tam olmaz, taçlanmaz.

Kapadokya, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Nisan 2014, fotoğraf Onur Yüksel
Kapadokya, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel
Kapadokya, Nisan 2014, fotoğraf Oylum Yüksel

Kapadokya’ya henüz gitmemiş olan herkese yol görünmüştür umarım, şimdiden iyi eğlenceler. Sormak istediğiniz her konuda hello@bayaiyi.com ‘dan ulaşabilir, varsa başka tavsiyeleriniz yorumlarınız aşağıda not bırakabilirsiniz.