Rönesans döneminde, Michelangelo ve Leonardo gibi dahiler İtalya’da şaheserler yaratmaktayken, Avrupa’nın başka yerlerinde birkaç ressam’da dahiliğin sınırlarını zorluyordu. Bunlardan biri Alman ressam Albrecht Dürer’di, diğeri ise Hollandalı Bosch! Hollanda’dan böyle tuhaf yeteneklerin çıkmasına aşinayız gerçi, tüm bu ressamlardan 100 yıl kadar önce yaşayan 14.yy’ın dahisi Jan Van Eyck de yağlı boya tekniğini geliştiren, resme ilk imza atan ve ilk kez soylu olmayan insanların resimlerini yapan ilginç bir ressamdı. (1)

“The Garden of Earthly Delights” yani “Dünyevi Zevklerin Bahçesi” isimli resmiyle beni büyüleyen Bosch’u tek resimle anlatacağımdan, 365 gün boyunca her gün bir resim anlattığım Günde1Resim projemde itinayla sona bırakmıştım.

The Garden of Earthly Delights, Hieronymus Van Aken “Bosch”
The Garden of Earthly Delights, Hieronymus Van Aken “Bosch”

Ressam : Hieronymus Van Aken “Bosch” ( ? -1516)
Resim : The Garden of Earthly Delights (1500-1505)
Nerede : Museo del Prado, Madrid, İspanya
Boyutu : 220 cm x 389 cm

Bosch’un doğum tarihi hiçbir yazılı kaynakta yok, tahminler 1450’li yıllarda doğduğu ile ilgili. Hollanda’nın s-Hertogenbosch isimli şehrinde doğup yaşadığı ve Avrupa’da başka şehirlerde de tanındığından ona memleketinin adı ile hitap edilmeye başlanmış. Hatta İspanyollar ona “El Bosco” diyormuş. Bosch’un ailesinde çok ressam olduğu, bu sebeple eğitimini aile içinde aldığı tahmin ediliyor. Bosch ile ilgili bilinen bir başka şey ise ailesinin ve kendisinin, yine s-Hertogenbosch şehrinden çıkan ”Meryem Ana Kardeşlik Örgütü”nün aktif bir üyesi olduğu. Örgütün amacı Meryem Ana’ya karşı hissettikleri hürmetlerini daha fazla kişiye yaymaktı. Bu örgütün Avrupa çapında binlerce üyesi vardı ve bu da sağlam bağlantılar ve birbirini kollayan insanlar grubu demekti. İspanyollar, kralları Felipe II Bosch’un değerini anlayıp, onun resimlerini aldığı için çok şanslılar, bu sayede bu müthiş resim bugün İspanya’da.
Dünyanın sonunun geldiği anları canlandıran film sahneleri vardır ya, Sistina Şapel’in yıkıldığı, Adem ile Tanrı’nın ellerinin sonsuza kadar ayrıldığı o dokunaklı sahneler, işte bu resim de bence o sahnelerde yer alması gereken, dünya miraslarından bir tanesi. İlk bakışta resim minyatür benzeri, gerçekçilikten uzak ve teknik olarak zayıf gelebilir. Öyle de, doğruya doğru… Ama asıl olay kompozisyonda. Bosch triptik yani 3 panelden oluşan resimler yapmayı çok seviyormuş. Hikâye anlatmayı sevdiği ortada, dine olan yakınlığından ve bu konudaki düşüncelerini yaymak konusundaki örgütlenmesini de bildiğimizden, bu konu hiç şaşırtıcı değil. Yaratılış (Genesis ) kitabındaki öykü, Adem ve Havva’nın yaratılışı, cennetten kovulmaları Michelangelo da dahil pek çok ressamın sevdiği konulardı. Ancak dikkatli bakınca göreceğiniz tasvirler, o dönemden kalan tasvirlerle uzaktan yakından ilişkili değil. Bosch, okuduklarını, zihninde apayrı canlandırmış ve çok başka bir dünya yaratmış. 1500’lerde böyle bir hayal dünyası nasıl ortaya çıkmış, anlamak mümkün değil. Sanki uzaylılar kaçırmış ve dünyaya resim yapması için geri bırakmış gibi. Soldaki kompozisyon Cennet’ten, Adem’in Havva ile Tanrı tarafından tanıştırılması. Tanrı Havva’nın elinden tutmuş, onu kutsuyor ve Adem’e takdim ediyor, Adem’e karşı temkinli, parmaklarıyla bir uyarı işareti var. Etraf ilginç hayvanlarla dolu, elmalarla dolu ağaçlar, canlılara hayat veren su ve çeşme. Ortadaki kompozisyon ise Adem ve Havva’nın bir araya gelmesi sonucu dünyanın insanlar tarafından adeta istila edilmesi, dev meyveler, tuhaf hayvanlar, fazlasıyla cinsellik, dünyada var olan zevklerin tamamını sonuna kadar tüketmeleri. Ve en sağda, Cehennem. Kendine hakim olamayan insanların hazin sonu. Bugüne kadar gördüğümüz ilginç tasvirler Cennet’te melekler, Cehennem’de zebaniler iken, Bosch burada Sauron’un hükümdarlığındaki Mordor’u yaratmış gibi. Cehennem yukarıda karanlık başlıyor, zebani kılıklı tuhaf yaratıklar yakıyor, yıkıyor, cehenneme gelenlere korkunç bir karşılama yapıyorlar. Ama aşağıdaki olaylar cehennemin girişinden de beter. Uzay mekiğini andıran bir kadının kaburgaları içinde kumar oynayanlar ve şarap düşkünleri, insanları ezen dev kulaklar. Sahte bir rahibe cezasını fena çekiyor, garip hayvanlar insan gibi iki ayak üzerinde, kıyafet giyinmişler ve ellerinde ateş insanları acı sonu sürüklüyor. Pardon? Bizim hala sürrealizm denince aklımıza Dali geliyor değil mi? Müzikle eğlenenlere ne demeli, hepsi cezasını çekiyor, biri davulun içine hapsolmuş, diğerine flüt saplamışlar. Kurbağa gibi yeşil bir yaratığın poposunda bir ayna. Mavi dev bir kuş, kral gibi oturmuş, bir bir günahkârları yemekte, altındaki mavi balondan bir bir insanlar çukura düşüyor. Bir başka günahkâra yediği paralar, o çukurun içine dışkı olarak boşalttırılıyor, bir şarapçı ise içtiği şarabı üstlerine kusuyor. Sembolizm mi dediniz? Ve daha neler neler, tek tek bakmak, keşfetmek, şaşırmak serbest…

Günümüzde bile biri böyle bir resim yapsa, deli muamelesi yapılır, tıpkı Dali’ye yapılan gibi. Peki bu neyin nesi, bu tuhaf dünyanın ilhamı sadece yaratılış hikayesi olabilir mi? Cevaplamak imkansız, tuhaf olan böylesi bir çılgın resmin, bir kral tarafından beğenilip satın alınmış olması. Yani pek de deli muamelesi yapılmışa benzemiyor. Resmin tadını çıkartmak için Prada müzesinin sayfasından yakınlaştırarak bakabilirsiniz. Ancak çok detaylı kompozisyon olduğu için bu bile yeterli olmaya bilir. Wikipedia’daki bu resme tıklarsanız, 97mb büyüklüğündeki resmi bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

(1)Bilinen ilk oto-portreyi yapan Dürer ama Van Eyck’in de oto-portresi olduğu zannedilen bir resim var, bahsetmiştim.)