Abidin Dino (1913-1993) sanatın hemen her dalında gösterdiği çalışmalarla, çağdaş Türk kültürünün gelişmesinde ve ufkunun açılmasında çok çaba harcamış bir sanatçıydı. Aynı zamanda Komünist Parti üyesiydi, onu sürgüne göndertecek eylemleri vardı, Nazım Hikmet de “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” mısralarıyla devrimci coşkusunu onunla paylaşmıştı. Abidin Dino İstanbul’da doğdu ama 12 yaşına kadar İsviçre’de ve Fransa’da yaşadı. Cumhuriyet kurulduktan sonra, ailecek İstanbul’a döndüler. Robert Koleji’nde okumaya başladı. Anne ve babasının vefatlarıyla, okul yaşantısından uzaklaştı. Abisi şairdi, ondan güç alarak sanatsal konulara eğilmeye başladı. Yazılar yazdı, dergiler için karikatürler çizdi. Nazım Hikmet’in kitapları için resimler çizdi. Gazetede yayınlanan ve çizimlerini içeren bir röportajıyla Atatürk’ün ilgisini çekti. Artık ressam olarak anılmaya başlamıştı. “D Grubu” yani çağdaş Türk sanatının gelişmesini misyon edinmiş sanat grubunun kuruluşuna öncülük etti.

Abidin Dino

Rus yönetmen Yutkeviç, Ankara ile ilgili bir belgesel çekmek için Türkiye’ye gelmişti. Atatürk Rus yönetmenden 21 yaşındaki Abidin Dino’yu yanına alıp sinema konusunda eğitmesini istedi. Dino, 2. Dünya Savaşı izin verene kadar 3 yıl Rusya’da kaldı, film yönetmenliğini öğrendi. İngiltere ve Fransa’da bir süre yaşadı. Bu sırada önemli bir sanatçı çevreyle arkadaş oldu, Picasso bunlardan biriydi. Dino uzaktan kültür sanat sevdasıyla geziyor görünebilir ama, Avrupa’da geçirdiği bu yıllarda İspanya’daki iç savaştan bile rahatsız olmuş, Cumhuriyetçiler adına savaşmak için başvurmuştu. Yani sadece kendi memleketi için değil, genç yaşına rağmen tüm dünya vatandaşları için inandıklarının peşinden gidebilen biriydi. 26 yaşındayken Türkiye’ye döndü. Tam bir komünist olmuştu. Yazdığı dergi, oyun ne varsa ya yasaklandı ya toplatıldı. Sürgüne gönderildiği Adana’da yazmaya, yasaklanmaya devam etti. 1952’den sonra temelli Paris’e yerleşti ve kendini resim yapmaya verdi. Salon’da resimleri sergilendi, Amerika’da sergi açtı. Paris’e eğitime giden genç Türk’ler için bir abi gibiydi, hepsiyle ilgilendi, onlara yol yordam gösterdi. Futbol’u çok seviyordu, çizimlerinde de yer verdi. 1966’da dünya kupasıyla ilgili bir belgesel çekti, “Goal! World Cup 1966” simi belgeseli BAFTA kazandı. Fransa’daki Plastik Sanatlar BirLiği’nde Onursal Başkan oldu, Kültür Bakanlığınsan Şövalye Nişanı aldı. 80 yaşında kanser sebebiyle vefat etti, naaşı Aşiyan’da defnedilmek üzere İstanbul’a getirildi.

Ingres’e Saygı

Abidin Dino - Insgres'e Saygı - Özel Koleksiyon
Abidin Dino – Insgres’e Saygı – Özel Koleksiyon

 

En sevdiğim Abidin Dino resmi. Dino ünlü Fransız ressam Jean Auguste Dominique Ingres’in Türk Banyosu resmine bir teşekkür olarak yapmış. Dino’nun resminde Picasso’nun ve kübizmin etkisi açıkça gözlemleniyor. Türk Banyosu isimli resme Günde1Resim‘de yer vermiştim, okumak isterseniz burada.

Ressam : Abidin Dino (1913-1993)

Resmin Adi : Ingres’e Saygı

Nerede : Özel koleksiyon

Ingres'in Turkish Bath isimli resmi
Ingres’in Turkish Bath isimli resmi

 

“Mutluluğun Resmi”  bir resim değil, bir şiirdi aslında…

Bize senelerce bir kartpostal nasıl oldu da Abidin Dino’nun resmi olarak öğretildi, altına imzası atıldı, bu kadar emin konuşuldu!?? : İzleyelim :) Peki biz nasıl oldu da hiç araştırmadık, sorgulamadık, hemen inandık? Bu yazıyı okumayanlar, resmi görüp de yine yanlış ilişkilendirmesin diye özellikle resim eklemiyorum. Resimde karı, koca, altı da çözük bir yatağa doluşmuş, damlayan bir tavana tedbir bana elinde şemsiye tutmuş, hepsi de yüzlerinde bir tebessüm uyumakta. Hepimize de derstir bu çocukluğumuzdan beri, mutluluk parayla olmaz, gönüller bir olursa samanlık seyran olur. Sevmişiz bu resmi bir şekilde, inanmışız resmen! Bu resmi yapan Dino değil de Dianne Dengel olduğunu bilenler böbürlenmesinler, yeterince yanlış bilene öğretememişler. Eğer “Mutluluğun Resmi” olarak bildiğimiz bu resmi seviyorsanız, Dengel’in resimlerine bu linkten ulaşabilirsiniz. Bir Amerikan ailesinin tasvir edildiği bu kartpostalın, Amerika karşıtı Dino ile ilişkilendirilmesinin rezalet olduğunu düşünenler var. Ne kadar da zorlama bir tepki. İşin adı mutluluk, resimde görünen mutluluk, bazılarına göre yüksek sanatın anlatamadığını, sokak sanatı anlatabildiyse ne ala! İşin aslı ise şöyle, Nazım Hikmet, Castro için Amerika’ya ve sömürgecilere karşı büyük bir başarı olan Domuzlar Körfezi çıkartması sonrası Küba’yı ziyaret eder. Sonrasında bu coşku ile bir şiir yazar ve şiirinde sorar “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin, 1961 yazı ortalarındaki Küba’nın resmini yapabilir misin? Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad?” Abidin Dino ise bu soruya şiirle cevap verir. Nazım Hikmet’in bu ünlü sorusu, sadece bizim ağzımıza dolanmamıştı elbette, Abidin Dino da yaşarken bu soruya fazlaca maruz kalmış, hatta kitabına resim yaptığı Yaşar Kemal de arada bu soruyla Abidin Dino’ya takılırmış. O günlerde Paris’teki o kafelerde olup, bu muhabbetlere şahit olmak vardı :) Düşünsenize, “sen mutluluğun resmini yapabilir misin, ha Abidin, ha?” diyerek dalga geçen amcalar :)
Nazım Hikmet’in adı Saman Sarısı olan ve iki bölümden oluşan şiirinin tamamı burada , şiirdeki ilgili bölüm ise :
Küba’dan döndüm bu sabah
Küba meydanında altı milyon kişi akı karası sarısı melezi ışıklı bir
çekirdek dikiyor çekirdeklerin çekirdeğini güle oynaya
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
1961 yazı ortalarında Küba’nın resmini yapabilir misin
çok şükür çok şükür bugünü de gördüm ölsem de gam yemem gayrının
resmini yapabilir misin üstat
yazık yazık Havana’da bu sabah doğmak varmışın resmini yapabilir misin?
Abidin Dino’nun cevabı olan “Mutluluğun Resmi” isimli şiir ise;
Kokusu buram buram tüten
Limanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
işçiler gözler yolunu.
inebilseydin o vapurdan
Ayağında Varnanın tozu
Yüreğinde ince bir sızı.
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
hasretle kucaklayabilseydim
seninle, bir daha.
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
Bağrımıza bassaydık seni Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola
Gidebilseydik Meserret Kahvesine,
ilk karşılaştığımız yere
Ve bir acı kahvemi içseydin.
Anlatsaydık
o günlerden, geçmişten, gelecekten,
Ne günler biterdi,
Ne geceler…
Dinerdi tüm acılar seninle
Bir düş olurdu ayrılığımız,
anılarda kalan.
Ve dolaşsaydık Türkiye’yi
bir baştan bir başa.
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet.

işte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tual yeterdi;
ne boya…”